'Eğitim Haberleri' Kategorisi için Arşiv

Sözleşmeli öğretmenler kadroya alınıyor

Salı, Mart 16th, 2010

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun ‘Sözleşmeli öğretmenlerin tümü kadroya alınacak’ açıklamasının ardından son noktaya gelindi.Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) sözleşmeli öğretmenlerin kademeli olarak kadroya geçirilme işlemlerini tamamladı. Bugun’ün haberine göre; Türkiye’nin dört bir tarafında görev yapan 70 bin sözleşmeli öğretmenin merakla beklediği müjde MEB Müsteşarı Muammer Yaşar Özgül’den geldi. Özgül, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi için düğmeye basıldığını açıkladı. Eğitim Bir- Sen’in Başkent Öğretmenevi’nde düzenlediği ‘Eğitim Öğretim Bilim Hizmet Kolu Çalışanları Sorunları ve Çözüm Önerileri Şurası’na katılan Müsteşar Özgül, sayıları 70 bini bulan sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesiyle ilgili çalışmayı tamamladıklarını ifade etti.

ŞİMDİ TOP MALİYE’DE

Özgül, “Hazırladığımız yasa taslağını Maliye Bakanlığı’na gönderdik. Kadroya geçirme işlemini en kısa sürede yapacağız. Sözleşmeli öğretmenler, kademeli olarak kadroya geçirilecektir” diye konuştu. Özgül, konuşmasında son dönemde eğitime yönelik yapılan çalışmaları da anlatarak son 5 yılda 187 bin öğretmen alımı gerçekleştirildiğini, 2010′da 40 bin öğretmen daha atanacağını belirtti. İl içi ve iller arası atamaları birlikte ve aynı zamanda yaptıklarını dile getiren Yaşar Özgül, eğitimde fiziki anlamda önemli bir mesafe alındığını, Cumhuriyet tarihinde en çok dersliğin son 7 yılda yapıldığını kaydetti

Liseliler sahte rapor almaktan kurtuldu

Salı, Mart 16th, 2010

Milli Eğitim Bakanlığı, üniversite sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerinin sahte sağlık raporlarıyla uğraşmaması için devamsızlıkta ‘rapor yerine velinin yazılı başvurusunu’ yeterli saydı.

Halen 20 gün ‘özürsüz’, 25 gün de rapor alarak ‘özürlü’ devamsızlık yapabilen lise öğrencileri artık 25 günlük özürlü devamsızlıkları için de rapor almak zorunda olmayacak. Sadece lise son sınıf öğrencilerine verilen bu imkanla ‘öğrenci velisinin okul müdürlüğüne yazılı olarak başvurması halinde beyan edeceği süre’ de özürlü devamsızlıktan sayılacak. Ancak özürlü ve özürsüz devamsızlık süresi 45 günü yine geçemeyecek.

Zaman Gazetesi’nin haberine göre, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu dün ‘özürlü devamsızlık’ konulu illere bir genelge göndererek uygulamanın detaylarını bildirdi. Genelgede Bakan Çubukçu, ‘ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin yıl boyu yoğun bir çalışma temposu göstererek ÖSS’ye hazırlandıklarını’ kaydetti. Öğrencilerin ’sınav streslerinin azaltılması, derslere motivasyonlarının sağlanması ve sınavlara psikolojik olarak daha rahat girmelerini’ amaçladıklarını vurgulayan Nimet Çubukçu, “Bu yıla mahsus olmak üzere yönetmelikte belirtilen özürlerin yanı sıra öğrenci velisinin okul müdürlüğüne yazılı olarak başvurması halinde beyan edeceği sürenin de özürlü devamsızlıktan sayılması, öğrenci ve velilerine moral kazandıracaktır.” dedi.

Benzer bir genelge geçen sene nisan ayında da yayınlanmıştı. Bu sene üniversite sınavlarının iki aşamalı olması ve birinci basamak sınavının (YGS) nisan ayında yapılacak olması nedeniyle öğrenciler ‘rapor’ telaşına erken düşmüştü. Bakanlık da geçen seneki genelgesini bu sene erkene aldı ve öğrencileri rahatlattı.

ÖSS’de son noktayı YÖK koydu

Salı, Mart 16th, 2010

Danıştay 8. Dairesi’nin ‘YÖK’ün katsayı kararı’nı iptal etmesinin ardından bugün YÖK Üst Kurulu bir toplantı yaptı.
Toplantıdan çıkan karara göre YÖK Karara yine itiraz edecek ve sınav tarihi değişmeyecek.

İşte YÖK’ün açıklaması:

Yükseköğretim Genel Kurulu’nun yargı kararının gereklerini yerine getirmek amacıyla 17.12.2009 tarihinde aldığı katsayı oranına ilişkin karara karşı, bilindiği üzere iptal davası açılmış ve bu davada Danıştay 8. Dairesi tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir.

Kamuoyunda bu kararın anlam ve kapsamı ile Kurulumuz tarafından yargı kararını uygulamak açısından yapılacak işlemler merak edilmektedir. Özellikle sınava girecek öğrencilerimizin endişe etmemesi gerekir.
Çünkü;

Bilindiği üzere Kurulumuzca, 21 Temmuz 2009 tarihinde, birbirine bağlantılı birçok unsurdan oluşan biçimde yükseköğretime girişe ilişkin yeni bir sistem getirilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, bu yeni sistemin temel felsefesi aynen korunacaktır. Kurulumuz bu husustaki uzmanlığının ve anayasal yetkisinin bilincinde olup, sorumluluğunu müdriktir. Zaten bilindiği üzere bu yeni sistemin tamamına yönelik bir hukuka uygunluk tartışması yoktur. Yargı kararına konu olan husus, sadece bu yeni sistem içinde farklı bir anlamı ve işlevi olan katsayı oranları ile ilgili kısmıdır. Tekrar işaret etmek ve öğrencilerimizi temin etmek isteriz ki, yeni sistem yürürlüktedir, gerekleri yerine getirilecektir. Hukuka aykırılığına dair esasa ilişkin bir hüküm verildiği takdirde yeni sistemin gerekleri çerçevesinde Kurulumuzca yapılacak düzenleme takdir edilecektir.

Danıştay 8. Dairesi kararını önceki yıllarda uygulanan sınav sisteminin aynen devam ettiği, sadece katsayı farklılaştırılmasını önemsizleştirmeye çalışıldığı varsayımına dayandırmaktadır. Oysa yargı kararları ile istikrar kazandığı söylenen husus tek aşamalı ve sadece yeteneğin ölçüldüğü bir sınav sisteminin parçası olan katsayı oranıdır. Yönlendirme amacının sınav, soru ve değerlendirme türleri ile gerçekleştirildiği bir modelde, eski biçimiyle katsayı uygulamasının devam ettirilmesi imkânsızdır.

Dolayısıyla, 21 Temmuz 2009 tarihli karar ile kurulmuş olan ve hukukiliği tartışma konusu olmayan yeni sistem yürürlüktedir, bunun gerekleri kararlılıkla yerine getirilecektir, artık eski sisteme dönüş hukuken ve fiilen mümkün değildir.

Önceki sistemde yönlendirmenin tek aracı olarak farklı katsayı uygulaması kullanılmakta iken, yeni sınav sisteminde birden fazla sınav yapılmakta, bu sınavlarda sorulan sorulara verilen doğru cevapların puanlama biçimi alanlara göre farklılık göstermektedir. Bilgi ölçmeyi amaçlayan bu sistemde her bir alana ilişkin soru sayıları arttırılmış farklı puan türleri oluşturularak öğrencilerin belirli alanlara yönlendirilmeleri ve daha donanımlı olarak yükseköğretim programlarına yerleştirilmeleri amaçlanmıştır.

Bu sistemin gerekleri ve katsayı oranlarının belirlenmesi hususu teknik ve uzmanlık gerektirmekte olup, Kurulumuzun koordinasyonunda uzmanlarca yapılan inceleme ve değerlendirme süreci sonrasında tespit edilmektedir. Açılan davalarda, hukukilik değerlendirilmesi sırasında, yeni sistemin gerekleri ile katsayı oranlarının tespitine dair teknik hususların anlaşılamadığı kanaatini taşımaktayız.

Sadece yeteneğin ölçüldüğü tek aşamalı sınavda her bir alana ilişkin soru sorulmaması nedeniyle öğrencilerin yönlendirilmesinde tek araç olarak katsayı farklılaştırılmasının kullanılması kabul edilebilir bir durum iken; öğrencilerin kendi alanlarında ortaöğretimde aldıkları bilginin ölçülmesini öngören yeni modelde katsayı farklılaştırılması yönlendirme aracı olarak işlevini yitirmiştir. Dolayısıyla yönlendirme işlevi zaten sınav biçimi ile gerçekleşmektedir.

Danıştay kararı gerekçesinde “… ara kararımızla sorulmasına karşın, davalı idarenin bilimsel ve hukuken kabul edilebilir bir açıklama yapmamış olduğu görülmektedir” denildiği dikkate alınarak, yargı kararını yerine getirmek kapsamında, yapılan teknik çalışmalar konusunda ek açıklamalar dosyaya konulacaktır. Kararda eski ve yeni katsayı oranlarının kaç puan fark oluşturduğu noktasında maddi hataların da bulunuyor olması, bilimsel ve teknik hususların Danıştay tarafından anlaşılamadığı ve bir ön fikir ile değerlendirme yapıldığı kanaatini uyandırmaktadır. Her halükarda Kurulumuz, bir iptal kararı verilmesi halinde dahi, katsayı oranlarını belirlemeye dair yetkisini bilimsel veriler ışığında kullanacaktır.

Kurulumuz Anayasal temeli olan yükseköğretim ve giriş sınavı bakımından, hizmet gereklerine uygun düzenleme yetkisini, herhangi bir vesayeti ve hukuka aykırı bir zorlamayı kabul etmeden, kullanma kararlığındadır.
Kamuoyuna duyurulur.

2010′da yıldızı parlayacak meslekler

Salı, Mart 16th, 2010

2010’da yıldızı parlayacak meslekler” araştırmasına göre, bütün sektörlerde en çok aranacak kişiler, satış, pazarlama ve mali işlerde çalışan uzman ve yöneticiler olacak.

İnsan kaynakları sitesi “yenibiris.com”un, “2010’da yıldızı parlayacak meslekler” araştırmasına göre, bütün sektörlerde en çok aranacak kişiler, satış, pazarlama ve mali işlerde çalışan uzman ve yöneticiler olacak.

Araştırmaya göre, geçen yılın son çeyreğinde, ilan sayılarında ciddi oranda artış görülen sektörler, sağlık-tıp, mağazacılık, yapı-inşaat ve bilişim olurken, bu sektörlerde en fazla eleman aranan pozisyonlar da belirlendi.

Sağlık-tıp sektöründe son yıllarda aranan pozisyonların bu yıl da geçerli olduğu ortaya çıktı. Bu sektöre en fazla hemşire, yoğun bakım hemşiresi, dahiliye uzmanı, radyoloji teknikeri, anestezi teknikeri, hasta danışmanı ve acil tıp teknikeri aranıyor.

Yapı-inşaat sektöründe popüler pozisyonların, mimar, inşaat mühendisi, teknik ofis uzmanı, ihale uzmanı, şantiye şefi, saha mühendisi, işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı (mühendisi) olarak sıralandığı araştırmada, alışveriş merkezlerinin artmasıyla hızlı gelişme gösteren mağazacılık sektörünün ise kasiyer, satış danışmanı ve mağaza müdürüne ihtiyaç duyduğu belirtildi. Son zamanlarda görsel düzenleme pozisyonu ilanlarında da artış gözlendiği vurgulandı.

Bilişim sektörü ise bu yıl daha çok veritabanı yöneticisi, yazılım geliştirme uzmanı, sistem ve ağ uzmanı, java uygulamaları uzmanı, iş analisti, web master, ABAP uygulama geliştirme uzmanı ve flash animasyon uzmanı arıyor.

Bütün sektörlerde en çok aranan kişilerin, önceki yıllarda olduğu gibi 2010’da da satış, pazarlama ve mali işlerde çalışan uzman ve yöneticiler olması öngörülüyor. Mali işler-muhasebe alanında özellikle yabancı dil bilen uluslararası finans uzmanları da bu yıl ön planda olacak.

Formasyon eğitimine yeni düzenleme

Salı, Mart 16th, 2010

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), eğitim fakültesi dışında bir fakülteyi bitirenlerin öğretmen olabilmeleri için aldıkları ”Tezsiz Yüksek Lisans” eğitimini kaldırdı.

YÖK’ün en son yaptığı genel kurul toplantısında üniversitelerde pedagojik formasyon eğitimi verilmesi belli kriterlere bağlanmıştı.

Buna göre, kriterleri sağlayan her üniversite pedagojik formasyon eğitimi verebilecek.

YÖK’ün aldığı karardaki kriterler, Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesi ile Üniversitelerarası Kurul’ca (ÜAK) birlikte oluşturuldu. Bu kriterlerin oluşturulmasında eğitim fakültelerinin görüşleri de dikkate alındı.

Kriterlere göre, ilgili üniversitede Eğitim Fakültesinin veya Eğitim Bilimleri Bölümünün bulunması ve bu alanda yeterli sayıda ve nitelikte kadrolu öğretim üyesi olması şartı aranacak.

Formasyon eğitimi 5. yarıyılda başlayacak ve 2 yıla (4 yarıyıla) yayılarak verilecek.

Formasyon eğitimine kabulde öğrencilerin ağırlıklı not ortalaması 4 üzerinden en az 2.5 olacak ve öğrencilerin en fazla alttan başarısız 2 dersi olacak.

”Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans” eğitimleri 2010-2011 eğitim-öğretim yılından itibaren açılmayacak. Daha önce izin verilenlere ise öğrenci alınmayacak.

2010-2011 eğitim-öğretim yılından itibaren mezun durumda olan öğrencilere de pedagojik formasyon sertifikası eğitimi verilmeye başlanacak. Mezun durumda olan öğrencilerin diploma notunun da 4 üzerinden en az 2.5 olması şartı aranacak. Mezunların formasyon eğitimi süresi ise 2 yarıyıl olacak.

Karara göre, açılması talep edilen pedagojik formasyon eğitimi talepleri için her seferinde Yükseköğretim Kurulu’ndan izin alınacak.

Ders kitapları bedava fakat!

Salı, Mart 16th, 2010

Bir onuncu sınıf öğrencisinin ders kitaplarına vereceği para 31 lira idi. Ancak yayınevleri, Milli Eğitim Bakanlığının tavsiye ettiği kitaplardan sadece birini 29 liraya satıyor!

Sahaf Adil Sarmusak: “1. hamur bez ciltli 1700 sayfa Kamus-ı Türki 20 lira, 3. hamur Çalıkuşu 29 lira”

Sömestirin yaklaştığı şu günlerde velilerden yoğun şikayetler geliyor. Dar ve orta gelirliler okullarda tavsiye edilen ‘100 Temel Eser’in fahiş fiyatla satıldığından yakınıyor. Hatta onlara sorarsanız okul kitaplarının ücretsiz dağıtmanın bir manası yok, almakla mecbur tutuldukları incecik romanlar sınırlı bütçelerini alt üstü etmeye yetiyor.
Konuyu en iyi kim bilebilir? Elbette kitapçılar.
Sahaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak’ın kapısını çalıyor ve bir dokunup, bin ah işitiyoruz. O da aynı şeyden dertli. “Biliyor musunuz” diyor, “Sahaflar Çarşısında devlet kitapları satan tek bayii bendim. Devletimizin ders kitaplarını bedava dağıtması en çok bana zarar verdi. Buna rağmen kararı yerinde buluyor ve takdir ediyorum. Zira bu tatbikat birçok ülkede icra ediliyor. Milli Eğitim Bakanlı’ğının kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için yayınladığı ‘100 Temel Eser Genelgesi’ni de alkışlanacak bir faaliyet olarak görüyorum. Ancaaak?…
- Ancak?
- Bazı kişi ve müesseseler bunu fırsat biliyor, istismar ediyor. Telif hakkı nasıl olsa benim elimde rahatlığı ile diledikleri fiyatı çekiyorlar.

AĞLAYAN AĞLAYANA

- Ne kadar fahiş mesela?
- Çok… Şimdi bir veli geliyor “Çalıkuşu var mı”. Kitabı çıkarıp önüne koyuyorum. Soruyor “kaç para?” 27 lira demeye utanıyorum ki 29 oldu dün itibarıyla. Veli şoka giriyor. Neticede 400 küsur sayfa üçüncü hamur bir kitap.
- Az para değil bizim gibi bir ailenin aylık ekmek gideri!
- Çoğu kez adamcağız ya da kadıncağız mahçup bir ifadeyle “kalsın” diyor, çocuk “ama öğretmenim zayıf verir” diye ağlamaya başlıyor. Üzgün, kırgın, umutsuz bir şekilde çıkıyorlar. Ben ki ömrünü kitaba vermiş biriyim yıkılıyorum adeta.
- Peki bunların maliyeti nedir?
- Hesabı bakanlık da yapabilir pekala… Kağıt ve matbaa fiyatları ortada… Sana şu kadarını söyleyeyim fiyatı 10 lira olan kitabın masrafı 30 kuruşu, 29 lira olan ise 150 kuruşu aşmaz.
- Yok canım, olur mu o kadar?
Bu sözümüz Adil Beyi kızdırıyor, geriye dönüyor, eline gelen ilk kitabı uzatıyor. Kamus-ı Türkî (Türkçe Sözlük)… Şemseddin Sami… Ki bir kütüphanelerin olmazsa olmazlarından… Elime alıyorum neredeyse iki kilo. Kağıdı birinci hamur, bez cildli, baskısı itinalı ve tam 1700 sayfa. Öbür elime ise Çalıkuşu’nu tutuşturuyor, üçüncü hamur ve kağıt kapak. Soruyor: “Çalıkuşu 29 lira ise bu kaç para yapar?”

BÖYLESİ DAHA MASRAFLI

- En az 200 lira.
- Bilemedin işte, 20 lira. Ve para kazanıyoruz bununla… Artık sen kıyasla! Elimizi ayağımızı bağlayıp denize atıyorlar. Hadi yüz. Böyle rekabet olmaz ki ama?
-Yani piyasa ekonomisi kuralları işlemiyor, birileri devlet eliyle haksız kazanç sağlıyor.
- Öyle de denilebilir icabında… Düşünebiliyor musun, Devlet ders kitaplarını satıyor olsaydı bir onuncu sınıf öğrencisinin bütün kitaplara vereceği para 31 liraydı.
- Hepsine mi?
- Evet hepsine, bir çuval kitap… Tarih, coğrafya, matematik, edebiyat artık ne varsa… Halbuki bir tek Çalıkuşu aynı fiyata.
- Yalnız Çalıkuşu ile kalmayalım, birkaç örnek daha verebilir misiniz bana?
- Elbette (üstün körü rafları dolanıyor, gözüne takılanları uzatıyor) İşte bu Kiralık Konak 232 sayfa 16.30 lira. Al sana Ateşten Gömlek 222 sayfa 14 lira. Sinekli Bakkal 420 sayfa 22 buçuk lira. Fareler ve insanlar 110 sayfa 7.5 lira ki şunun 50 kuruş maliyeti yok inan. Yaban 214 sayfa 15.80 lira. Damga 158 sayfa 15 lira. Yaprak Dökümü 160 sayfa 12 buçuk lira. Vurun Kahpeye 186 sayfa 12 buçuk lira. Mutlu Prens sadece 88 sayfa ve 7.5 lira. Kaldı ki bunlar cep kitabı. Ebadı küçük, kağıt gideri yok denecek kadar az.

ÖĞRETMENE BIRAKILMALI

- Peki çare?
- Valla yapacak pek bir şey yok. Hüseyin Rahmi, Yakup Kadri, Halide Edip gibi yazarların telif hakları ellerinde, keyf onların kimse karışamaz.
- Bu hep böyle mi kalacak?
- Anlaşma yapıldığı tarihten 70 yıl sonra telif hakkı bitiyor. Herkes basabiliyor ve fiyatlar düşüyor. Nitekim Ömer Seyfeddin, Namık Kemal’in eserleri makul fiyatlarla sunuluyor.
- Peki Milli Eğitim bunları tavsiye etse? Neticede bunlar da klasik. Bunlar da vatan millet sevgisi ile tanınan yazarlar.
- Bence seçimi öğretmenlere bırakmalı, bir genelge yayınlayıp “kitabın fiyatı da dikkate alınsın” denilmeli. Bu olsun yeter. Zaten çok geçmez, diğerleri de çark eder.
- Teşekkür ederiz zaman ayırdınız bize.

Matematikçiler - Ödev Arsivi - Secme Sinavi - Anında Tercüme  - İnteraktif Çeviri - Oyun - İzmirden Haber - Karabaglar